güneye

gidiyorum,
saman kağıtlarını koydum çantaya..
hayat kat yerlerinden kırılmış bir kağıt gibi düşüyor önüme..

kıskanı

...

böyle yağmurlu günlerde
ben
boş bir sokağın
bütün kapı zillerine
kendi adımın
baş harflerini yazarım…

http://felluka.blogspot.com/

bunlar fütursuzca söylenmiş bir kaç cümle olarak kalacak

çünkü karafaki dolar
ve boşalır ardı arkasına kadehler
kediler
kendilerini sevdirmek için
ayaklarımıza sürtünür..
eylül sakin durur
sonra
sonra
sabah olur..

lüt(u)fen

kelimeleri yuvarlar gibi yuvarlıyorum yudumları,
bekliyorum işte
bıraktım kovalamayı,
elimi sanki mesafeyi savurmak istercesine
gerim sıra atıyorum
şehir dağılıyor
atlasın yanılgısında..

boşvermişlikten nasibini almış her bir ayrıntıyı
senin gözlerin oyuyor sayfalara,
sayfalar yanıyor bu evin duvarlarında,
bu duvarlar ki adının aksiyle bezeli,
adın ki önüne düşen bir yaprak gibi
elasında bir yırtık gözlerimin..

şimdi renkler değişir
deniz yürür önüm sıra
kimse görmez,
görülmesin, deniz, bu sana kör bana sağır dünya görülmesin..
çünkü ben;
içerimden doğru seviyorum seni
aynı nakaratta kafiyeli yüklemler içerisinden
çekiliyor
kıyılarımız..
dualardan nasibini alan tüm inanmayanlar ve
secdeye durmuş umutların arasında bir fısıltı
bekle diyor bana, derinden,
senin derin-den bir koku
dağılıyor ötemde
diyor,
bekle
kıpırdamadan
sadece

bekle..


“Odandan çıkman gerekmez, masanda oturmaya devam et ve dinle… Dinleme bile, sadece bekle…Bekleme bile, gerçekten sakin ve yalnız ol. Dünya özgürce sunacaktır kendini sana… Maskesinden sıyrılmak için başka seçeneği yok, huşu içinde yuvarlanacaktır ayaklarının dibine…” kafka
ankaranın sonbaharını severim
seni de severim, mevsimsiz..

aslıma
uyku demiştim
günlerce uyumak istiyorum demiştim
gözüme uyku girmiyor..

serzeniyorum

"insansız hava sahası" idealimdir, en az 3 saat..

düşünmüyorum ne olacak referandumda diye;
herkes yorum yapıyor.. fikrimi de zikrimi de kendime saklama taraftarıyım..
-ya ne olacak sence 12 eylülde
-sabah..

yağmur yağacak, her tarafı bulutlar kapladı, bunaldıkça bunaldı hava, yapıştı kaldı neresi denk geldiyse;
yağsın şemsiye kullanırım gerekirse, ayaklarımda ıslanır, keyiflenirim..
-ay nasıl bunaldım ya yağmur yağacak sanırım, arabayı da almadım, off ayakkabılarım da açık
-gerçekten kuzenim olamazsın sen benim
-kızım tarzımız farklı, ben elegantım
-ya sen erkeksin be gant!
-agkdfjdlagha
-!

beni çok iyi tanıyor ya insanlar ve her konuda söyleyecek en az bir sözleri var ya, patlatıyorlar hemen:
-yapıştırmaktan vazgeç artık kendini şu resimlere
-nasıl?
-yani bir yerlere ait olmak zorundaymışsın gibi hissetme bence
-ben mi?
-kesinlikle canım, senin problemin bence bu
-ve sen bu sonuca varabildin çünkü??
-ee tanıyorum seni ben
-yok o senin tanıdığın benim ikinci tekil şahsım, sana içinden helal olsun diyen birinci tekil şahsım, seninle muhatap olmayacak olan ise üçüncü tekil şahsım..

yani
serzeniş içerisindeyim
beni tom waits keser ancak..

eylül

kızılkahve bir esinti var sanki
eylül sen mi geldin?