hava daha kararmadan yanan
sokak lambaları..
benim
kelamımdır size;

"üzerimde inceden
bir tül dokunuşunda zühur eden 
sesin,
aydınlatıyor sokakları..
sesinin kırıldığı yerde dökülüyor saçlarım
 gecenin üzerinden..

biliyor musun?
en korkak düşü aşık olmaktı insanların...
sevgilim..
sevgilim...
sevgilim..

korksam da nafile!
senin adın mayıs çıkartmasının son günlerinde
gelip önüme düşüverdi..

bugün

üzerimde,
ankara grisi bulutlardan devşirme nemli bir ağırlık var..
yazmaya uygun, yaşamaya yetersiz birgün..

deniz,

bir şiir vardı hatırlar mısın? derdi ki;
'gözlerinden gözlerinden öperim,
bir umudum sende,
anlıyor musun?'*

açılırken sabah alacası pencerelerin ardından
gelip karşıma dikiliveren suretin
hiç eskimeyen o hayalin etrafında rengarenk dağılıyor...
hiçbir umudum kalmadı belki de sende
ama
gözlerinden (hasretle)öperim sevgilim..

hah

zamanı dilimleyerek servis ediyorum hayata istediğin kısmı al..
o adamların hepsi
değil bana göre değil..
o yüzden dertte değil,
yüzlere boyanmış o plastik ifadelerdense
senin umarsız 'hah' deyişini tercih ederim.

fenalardayım

çok zor geliyor zaten herşey,


trenleri çok severim,
onlar bile fazla geliyor..
zul geliyor bana şimdi herşey,
nefesim bile çok geliyor..
diyorlar ki yazamıyormuşum artık,
desinler...
bu şehrin çatılarında sıralı sırasız duran kiremitlere benziyor dudakların
kiremitten senin dudakların,
rengi de
dokusu da kiremitten..
öpüşün de o yüzden
acıtıyor;
öpmezsen de
etrafı dört duvar
üstü boş bir evde kalakalmışım gibi
üşüyorum soğuktan...

sanrı

beyazlığım sende esmer bir tat bırakır
başka tene ihtiyacın olmaz sanmıştım...
...
bak kelimeler bile şimdi, kendi dilimizin kelimeleri hem de, yabancıladı,
sen şiir sevmezsin zaten, yazdıklarımı hiç okumadın ki.
duygu altı edilmiş ne varsa çıktı işte ortaya, sen hep sen-sin,
ben kendine cellat...
...
bıraktım, kabullendim,
sen de
anahtarı paspasın altına bırakabilirsin..